Çeviri: Başka Bir Lacan — Jacques Alain-Miller

Giriş

Bu makale, 1980 yılında Venezuela’nın Karakas kentinde düzenlenen Rencontre Internationale du Champ freudien kapsamında sunulmuştur.* Ralph Chipman tarafından, Fransızca’dan İngilizce’ye çevrilmiştir. Türkçe çevrisinde aktarımı güçlendirebilmek için bazı söz öbekleri italikleştirilmiştir. Bütün çevirmen notları, Türkçe’ye aittir.

Yazar: Jacques Alain Miller
Türkçe’ye Çeviren: Murat Tarhan.

Başka Bir Lacan

Bana ayrılan zamanda size başka bir Lacan takdim etmeye çalışacağım. Venezuela gazeteleri bugünlerde, Lacan’ın bilinçdışının bir dil gibi yapılandığına ilişkin aksiyomunu manşet atıyor. Bu yerinde bir şey. Freud’un eserleri kadar analitik deneyimde apaçık bulduğumuz bu gerçeği kendimize saklayacak değiliz ya. Asıl soru, Lacan bunu söylemeden önce neden kimsenin fark etmediği gibi görünüyor.

“Bir dil gibi yapılanmış bilinçdışı” herkesin bildiği bir gerçek haline geldikçe belki de daha farklı bir vurgu yapmanın zamanı geldi. Pekala kimdir bu öteki Lacan ? Bilinçdışının bir dil gibi yapılanmamış olduğunu söyleyen biri mi ? Kesinlikle hayır. Öteki Lacan da sizin bildiğiniz Lacan. Ancak, o, ünlü hipotezinde zaman zaman göz ardı edilen bir dizi sonuç çıkarmıştır. Psikanaliz camiasında yakın zamanda karşılaşılan kimi güçlükler, bu kuramın mevcut durağanlığını da izah eden bu çarpıtmanın bir sonucudur.

Bu göz ardı edilen sonuçlar, özellikle analizin sonu ve dolayısıyla “the pass” [geçiş ç.n] olarak adlandırılan anla ilgilidir. Bu karmaşık soruyu sizin için yapabildiğim kadarıyla ortaya koymak istiyorum.

Lacancı bir terim olarak “the pass”, herhangi bir özne için analitik deneyimin olağan sonu olan — Freud’a göre, çıkmaza [impasse] tekabül eder .

Analitik deneyimin bir sonu vardır ancak bu son, Freud’un kendi pratiğinden, özellikle de “Sonlu ve Sonsuz Analiz” makalesinden miras kalan bir çıkmazdır. Freud’a göre her psikanaliz er ya da geç aşılamaz bir dirençle karşılaşacaktır.

Bu tıkanma, hiçbir şekilde hastanın klinik özelliklerine veya pratisyenin beceri eksikliğine bağlı değildir; bu tıkanmayla, öznenin fazlaca nevrotik olması veya analistin yetersiz olması nedeniyle karşılaşılmaz. Freud, bu oldukça garip olguyu her özne için geçerli olan yapısal bir çıkmaz olarak tanımlar.

Aslında Freud’a göre analiz ne kadar ileri götürülürse ve onun yöntemine ne kadar uygun olarak yürütülürse çıkmaz o kadar aşikar olacaktır.

Bu çıkmazın Freudcu kullanımına aşinasınız. Kadın için ‘penis kıskançlığı’ diye adlandırılan o musibet, kastrasyon kompleksinin bizzat kendisine tekabül ediyor. Freud’a göre bu tıkanma olumsal değildir; zaruri olarak ortaya çıkar; bu çıkmaz “de facto” olarak değil de “de jure” ortaya çıkar. Olabilecek en iyi şekilde yürütülen tedavi bile doğrudan bu kayaya toslamaktan başka bir şey yapamaz; bu şekilde söz konusu kaya, bir resif olarak açığa çıkar.

Yalnızca açık uçlu deneyimleri değerli bulanlar, ‘Sorular açık kalmalı!’ diye diretseler bile; Freud’a göre analitik deneyim tam da bu nedenle sona erer. Psikanalize olduğu haliyle eklemlenemeyecek olan bu klostrofobi, fenomenolojiden kalan bir mirastır.

Burada bir ironi, bir paradoks var: Analitik deneyimin, rastlantısal bir kesintiden ya da kişisel nedenlerle yapılan sonlandırmadan farklı olarak ideal bir sonu vardır ve bu ideal son bizzat başarısızlıktan başka bir şey değildir. Nihai önerme ancak kastrasyon kompleksi olabilir.

Dolayısıyla, Lacan’ın Freud’la tartışmasını ele alacak olursak, Lacan’ın analizlerini, Freud’un indirgenemez artığını — deneyimin caput mortuum1u olarak gördüğü şeyin ötesine — analizin sonunu Freudyen sonun ötesine götürmeyi amaçladığı açıktır. Bu yüzden Freud’un bir çıkmaz (impasse) keşfettiği yerde, Lacan, geçişten (the pass) söz eder.

Nitekim Lacan ve Freud, analitik deneyimin sonlu olduğu konusunda aynı fikirdedir. Ancak Lacan’ın nihai önermesi, analizanın analiste dönüşmesi, bir konumdan diğerine tersine dönüşüm anlamına gelmesinden Freud’unkinden tamamen farklıdır. Dolayısıyla soru sadece analisti değil, aynı zamanda ve hatta hepsinden önce analizanı ilgilendirir.

Sözlüğe bakıldığında, Pass’in (geçiş) birçok şekilde kullanılabilir olduğu görülecektir. Pass kastrasyon kompleksinin ötesine bir geçiş midir? Bu güzel bir başlık olurdu, belki biraz fazla kusursuz olurdu. Ancak Lacan’ın Freud’a olan bağlılığını vurgulamayı tercih ederim; Lacancı Lacan’dan daha çok Freudcu Lacan.

Bu deneyimin önünde duran şey nedir ? Freud için “pass”a kadar gelemeyen şey nedir[Burada çift anlamla duyulabileceği üzere: “Freud için gerçekleşmeyen, vuku bulmayan şey nedir?” de duyulabilir ç.n]? Bir erkeğe bir kadın için nasıl erkek, bir kadına da bir erkek için nasıl kadın olunacağını buyuran o reçetedir. Freud, öngördüğü bu ibarenin ortaya çıkamadığını tespit eder ve böylece kastrasyon kompleksinin indirgenemez olduğunu varsaymak durumunda kalır.

Freud analitik deneyimden cinsel ilişki için bir formülden başka ne bekliyordu? Bilinçdışında ona dair bir kayıt bulmayı bekliyordu, bu yüzden onu bulamayınca umutsuzluğa kapıldı.

Peki Freud’dan sonra ne oldu? Analistler, analizin sonu sorununu çözmeyi denerken cinsel ilişkiye dair tekrar tekrar formüller sundular. Analizin sonunu mümkün bir cinsel ilişki durumu olarak sunmaya, onları kastrasyon kompleksini ‘genital silgi’ aracılığıyla ortadan kaldırmaya zorladı.

Diğer taraftan, Lacan “cinsel ilişki yoktur” derken Freud’a sadık kalmıştır. Bu formül, Freud’un kastrasyon olarak adlandırdığı indirgenemez yapıyı koruduğu gibi aynı zamanda analizin sonu sorusunun, mevcudiyeti bulunmayan bu cinsel ilişki terimleriyle sorulamayacağını öne sürer. 

Analizin sonuyla ilgili sorun, cinsel ilişkinin mevcudiyetiyle çözülemez. Sadece onun yokluğu temelinde çözüm bulabilir.

Psikanalizin cinsel ilişkiyi ortaya çıkarmadığı bir gerçektir. Bu Freud’u umutsuz kılıyordu. Bu durumu düzeltmeye hevesli post-freudyenler genital bir formülü uzun zamandır geliştirmeye çalışıyorlar. Ancak Lacan bu girişimleri sona erdirdi. Analitik sürecin sonu, cinsel ilişkinin ortaya çıkışına bağlanamaz. Bu son, daha çok cinsel ilişkisizliğin ortaya çıkışına bağlıdır.

Analizin sonu sorusu böylece, daha önce düşünülmediği bir haliyle çözüme kavuşur. Çözüm, post-freudyen eğilimin pre-genital diyerek reddettiği nesnenin tarafında belirir.

Cinsel ilişkinin ortaya çıkmasına engel olan şey, cinsel ilişkinin ortaya çıkması umuduna birinin inanmasına neden olan nesne değildir. Aksine nesne, var olmayan bu ilişkiyi tıkayan ve böylece fantazma tutarlılığını kazandıran şeydir. Analizin sonu, bir yokluğun gelip çattığını varsaydığı ölçüde fantazmın yarılmasına ve nesnenin ayrılmasına bağlıdır.

İşte geçişin sorunları bunlar. Analitik gruplarda uygulanması ne kadar zor olursa olsun (École Freudienne, geçiş prosedürünü saptırmak için kuşkusuz elinden gelen her şeyi yapmıştır), geçiş, Lacan’ın başlıca ilerlemelerinden biridir ve öyle kalacaktır. Lacan’ın öğretisinin temellerini teyit eder ve özetler.

Bilinçdışı, erkeğin kadınla veya kadının erkekle ilişkisi hakkında hiçbir şey bilmez. Şimdilik denilebilir ki ikisi birbirinden sürgün edilmiştir, birbirine yabancıdır.

Ancak bu ifadenin işaret ettiği simetri bir miktar yanıltıcıdır. Eksik olan cinsel bilgi yalnızca kadınla ilintilidir. Öteki cinsiyet hakkında hiçbir şey bilinmiyorsa, bunun nedeni öncelikle bilinçdışının kadına dair hiçbir bilgi sunmamasıdır. Bu nedenle “Öteki cinsiyet” şeklinde ortaya çıkan daima ve mutlak bir biçimde Ötekidir.

Gerçekten de erkek için bir gösteren var ve sahip olduğumuz her şey bu. Freud’un kabul ettiği şey buydu: libido için sadece bir sembol vardır ve bu sembol erildir; kadın için gösteren yitirilmiştir. Lacan bu nedenle kadın diye bir kategorinin var olmadığını söyleyerek tamamen Freudcudur. Öyleyse tamamiyle Freudcu olmayan, Freud’un kendisidir.

Bu analitik sürece angaje olan öznenin neden kaçınılmaz olarak yapısal olarak bir histeriden geçmek durumunda olduğunun açıklamasıdır. Özne kendisini yalnızca gösterenin etkisiyle bölünmüş olarak deneyimlemekle kalmaz, bir de ister istemez cinsel ilişkinin mevcudiyetinin bağlı olduğu gösteren olan Kadın [göstereninin] arayışında bulur. Psikanalistin kapısına “Kadın aramayan girmesin” yazması gerekmez, çünkü kim olursa olsun, zaten kadını arayacaktır.

  Kadın göstereninin yokluğu aynı zamanda konuşma deneyiminden — deneyim sonlu olsa da — kaynaklanan sonsuzluk yanılsamasına bir açıklama getirir. Gerçekten de bir gösterenin bir diğer göstereni işaret ettiği (S1 – S2) dilin ayrıcı yapısı, konuşmanın tekrar tekrar üretildiğini, yani son sözlerin söylenemeyeceği gerçeğini açıklar.

Doğal olarak Öteki gösteren, yani gösteren olarak Kadın, var olsaydı her şeyin nihai bir sona ereceği varsayılabilirdi.

Bu nedenle analizan, tıpkı Diyojen gibi, elinde bir fenerle görünür ancak bir erkeği değil, kadını aramaktadır. Çünkü erkekleri bulmak zor değildir. Hatta büyük hata yapılmadığı takdirde biri diğerine benzeyebilir/ikame edilebilir.

Simgesel şeylere olan tutkunun başka bir kaynağı yoktur. Kadın olmadığı için bilim vardır. Bilgi kendi başına, Öteki cinsiyeti bilmenin yerini tutar. Bu formül kolayca uygulanabilir. Mesela neden herkesin piramitlerle ilgilendiği sorusuna artık bilimsel bir yanıt bulunabilir: Herkes piramitlere bayılıyor çünkü Kadın yoktur.

S1 —> S2 dizisi, sonsuz analiz yanılsaması için mantıksal bir temel oluşturur. Cinsel ilişkinin yokluğu, henüz eksik olanın bir süre sonra geleceği umudunu ayakta tutar.

Bununla birlikte, analitik deneyim devam ettikçe cinsel ilişkinin yokluğu daha da ağırlaşacaktır. Lacan, bilinçdışının tek bir şeyi, [cinsel] ilişkinin yokluğunu haykırdığını ileri sürer. Bu nedenle Freudcu düzeneğin bu yokluğu temsil ettiği söylenebilir.

Quevedo, bir yerde, genç bakirelerin Noli Me Tangere2‘den kalan izler olduğunu söylüyor. Pek hoş bir imge bu. Analistin kendisini Noli Me Tangere’ye bürüdüğüne dair hiç şüphe yoktur ve bu, onun (ve özellikle de kadın olan analistin) yasak aşkın (Fin’amor) leydisine gereğinden fazla özdeşleşme eğilimini açıklar.

Başka bir noktaya daha değinmeliyim. Herhangi bir gösterenin değerini bir başka gösterenden edindiği referansla kazanması gerçeğinin analitik olarak yorumlanmasının olası sonuçları nelerdir? Yorumlama böylece hem mümkün hem de sonsuzdur. Başka bir deyişle, analitik deneyim için bir kapanış formülü yoktur. Freud’un “rüyanın göbeği” olarak gördüğü şey budur. Bu, S2’nin S1 üzerindeki geriye dönük etkisi (Apres-coup) nedeniyle yorumun asla sona eremeyeceği anlamına gelir. Öyleyse analiz sonsuz olmalıdır.

Ama unutmayalım ki yorum konusunda din bizim için rehber niteliği taşır. Aynı psikotiğin délire d’interpretation’ında3 olduğu gibi.

Bazı analitik görüşler, yoruma addedilen değeri, ‘anlam zenginliği’ sağlamak olarak değerlendirmiştir. Bu yolda psikanaliz, pekala, bir yorumlama deliryumuna dönüşebilir. Bilinçdışına sadece naif değil, tam olarak paranoyak olan bir inanç bahşedilir. Lacan’ın biraz demode olan psikanaliz tanımını, “kontrollü bir paranoya”kavramını işte şimdi düşünebiliriz. Ne de olsa, bir paranoyayı paranoyaktan daha iyi kim kontrol edebilir ki?

Günümüzde psikanaliz için de bu yönde bir eğilim var. Lacan, bu nedenle analizin başlangıcında ön görüşmeler yapılmasını önerdi. Analitik aygıt, psikozun bu tezahürünü fazlasıyla desteklemekte. Klasik Fransız psikiyatrisinin automatisme mental dediği şey, aslında ‘bildiği farzedilen özne’nin benim bütün düşüncelerimi bilmesinden başka bir şey değildir.. Birkaç yıl önce Sainte Anne’da, kronik halüsinatuar psikozla çalışan bir psikanalistin çok iyi bir vakasına tanık olmuştuk: kendisi [analizde] bir ‘etki makinesi’ operatörü olarak vücut bulmuştu ve bu tarz vakalar pek de nadir değildir.

Bugün burada, Karakas’ta birçok insan eleştirilmekte: Amerikalı analistler, Melanie Klein… Belki de bu eleştiri, Lacan için de biraz yapılabilir. En azından öğretilerinden çıkarılan, yorumun işlevinin yüceltilmesine neden olan düşünceleri bakımından biraz eleştirilebilir olsa da Lacan’ın kendisinde böyle bir coşkuya dair hiçbir şey yoktur. Yorum meselesine gelirsek, sonuçta Lacan’ın hepsinden oldukça ketum4 olduğunu söyleyebiliriz. Yorum gerektiği gibi yapılmalı — Lacan sık sık bunu söyler ve bunun hakkında bütün söylediği de budur.

Yorumun işlevi, Öteki’nin dili olarak dilin yapısında kendisini üretir. Bir mesajın anlamını belirleyen mesajı alandır. Lacan bunu vurgularken analiste hakikatin efendisi diyecek kadar ileri gider. Lacan bu formülü 1953’te kullanmıştı. Bunu bir daha kullanmadı, ancak yorumun neden sadece noktalama, kesme [scansion] gibi müdahaleler dışında yapılamayacağını iyi açıklıyor.

Hakikat efendisinin varlığı ancak S2‘nin S1 üzerindeki anlamsal (semantik) geri-etkisi temelinde tartışılabilir. Bu şekilde ele alındığında [analitik söylemde] S2 hakikatin ana göstereni haline gelir. Ancak S1—>S2 gösterimi tam tersine, anlamın başka bir gösterene bağlı olması nedeniyle, hakikatin gösterilen bir efendisi olmadığını ima eder. Yapısal olarak, gösterilen, gösteren zinciri boyunca kayar: metonimi tüm hakikatin söylenmesinin imkansızlığını damgalar.

Freudcu isteğin, Lacan için talep ve arzu olarak bölündüğünü biliyorsunuz. Böylece Lacan, gösterenden kaynaklanan arzuyu, “öteki için olmaktan” kaynaklanan gösterilenin metonimisi ile bir tutmuştur. Buradan Lacan’ın arzunun vektörel temsili gelir.

Bu noktada Freud’un öğrencileri Lacan’ı takip etmeyi daha kolay buldular. Burada Freudcu deneyimin tazeliğini, yeni şeylerin tadını buldular. Tanımlanamaz, değişken, ele geçirilmesi zor, şekil değiştiren, her zaman kendinden başka bir şeyin işlevini üstlenen, sürekli elden kaçan, tıpkı ardı arkası bir türlü gelmeyen bir zincir gibi sonsuz ama aynı zamanda gösterene uyumlanabilir olan, uysal ama usanmaz, boyun eğen ve evcilleşmez bir şey olarak “arzu”…

Yüceltmenin olanaklılığı, hatta kolaylığı, arzunun bu esnekliğinden doğar.Elbette arzu gösterenle uyum içindedir, gösterene dahil olmaktan başka bir şey yapamaz. Kadın imgesinin yüzyıllardır nasıl değiştiğini bir düşünün. Günümüzde, aydan aya değişiyor. Eğer arzuyu gösterene, yani Ötekine, bağlayan bir şey olmasaydı moda diye bir fenomenden bahsedemezdik.

Lacan’ın “The Subversion of the Subject and the Dialectic of Desire in the Freudian Unconscious” makalesini biliyorsunuz. Bununla birlikte cinsel arzunun diyalektiğinden bahsetmenin bariz bir şey olmadığını dikkate alın. Arzunun hem dayanıklı hem de esnek olduğu gerçeği, “libidonun dönüşümleri” olarak ona birincil önem veren Jung’un gözünden kaçmadı. Bunun onu nereye — libidoyu cinsellikten arındırmaya — götürdüğünü biliyoruz. Bu şaşırtıcı değildir, çünkü süblimasyon gerçekten de arzunun bir dönüşümüdür.

Lacan başka bir şey önermiyor mu? Lacan’ı okuyan ve Freud’u yeniden okumayı Lacan’dan öğrenen filozoflar ve bilim insanları, neden metonimi meselesini bu kadar büyüttüler?  Nedeni basit: arzuyu cinsellikten arındırmanın bir yolunu orada buldular.

Evet, Lacan’ı başka bir Jung’a, gösterenin Jung’una dönüştürdüler. Lacan’ın öğretisinin etkisinin hissedildiği her yerde, öğretisi gösterenlerin oyununu yüceltmek için kullanılmıştır. Ama Lacan’ın meselesi hiç de bu değildir.

Arzunun o iç gıcıklayan hali, o sinsi yol alışları, Fregolyen metamorfozları, soytarılık taslamaları… Bunların hepsi analitik deneyimin bir parçasıdır. Şüphesiz, analiz özneye belirli bir serbestlik, gösterenin yoluyla sapıp dolaşmak için bir alan yaratır. Bu da yorumun keyfini yaratan şeydir. Bedeli ödenen de budur, analizin ürettiği hazzın kazancıyla elde edilen jouissance’ın artı-değeri. Buna paralel olarak, analist, yorumu “söze duyulan tutku” olarak ilan eder, şiirsel bir yaratım olarak değerlendirir ve işini yazarın işiyle karıştırır, o Sir Oracle rolüne bürünür ve tüm bunlarla birlikte kendini bir Lacancı olarak tahayyül eder.

Bu coşkuyu Lacan’a dayanarak kolayca meşrulaştırmak kolay olurdu. Ancak o yalnızca şiirsel gösterene ayrıcalık vermez; tıpkı bu konuma dayanan pratiği de onaylamadığı gibi.

Meseleyi tam tersine çevirmeyi yeğlerim. Analizde, ne analistin ne de analizanın ilham almış olması gereklidir. Analitik deneyim kesin kuralları ve rutinleri izler; Lacan bunun “yarı bürokratik” olduğunu söyler. Arzu, kesinlikle, bir ok gibi fırlar ve yanıp söner ama aynı zamanda, bir gelincik (ferret)5 gibi bir daire içinde çalışır.

İşte fantazm, bu daireye denir.

Ah! arzunun metonimisine kıyasla ne kadar da sıkıcı bu fantazm teorisi… Aslında, arzunun metonimisi, fantazm teorisi olmadan düşünülemez… Tabii, bu sadece kutsal metinlerin yorumlarından artıklarıyla kurulmuş bir şölenden ibaret değilse.

Şüphesiz, arzunun öznesi bir [drifter] sürüklenendir; ama sabit bir noktaya, etrafında bir daire çizerek içinde sürükleneceği bir kazığa bağlıdır. Mösyö Seguin’in küçük keçisi gibi.

Burada analitik deneyimin fenomenolojisinde, metoniminin fenomenolojisinden kesinlikle farklı olan bir boyut vardır. Orada sürüklenen özneyle birlikte akışa bırakılıyoruz burada ise [öznenin] bağlı oluşunu vurguluyoruz…

Lütfen S1 —> S2 gösteriminin, öznenin gösterende özel bir özdeşim, mutlak bir temsil ya da kendi hakiki adını bulabileceği anlamına gelmediğini göz önünde bulundurun. Gösterenin Ötekisi, bilinçdışının öznesi için bir adlandırma sağlamaz.

Göstereni yakalayan şey — yani onun bağlandığı şey — nesnedir. Öznellik kesinlikle her zaman nesneye bağlıdır.

Hepsinin zevk aldığı gösterenin aksine, nesnenin yerini alacak bir Öteki yoktur. Nesne bir başkası için hiçbir şeyi temsil etmez, kaymaz. Arzuya hükmeder, onu sürdürür, ona tutarlılığını sağlar.

Gösterenden alınan zevkin aksine, nesnenin yerini alabilecek bir Öteki yoktur; o, bir başkası için hiçbir şeyi temsil etmez, başka bir şeyle değişmez. Arzuya egemenlik kurar, onu sürdürür, ona tutarlılığını kazandırır.

Biraz daha ileri gidersek, nesnenin öznedeki bütünlük yanılsamasını sağlayan şey olduğunu söyleyebiliriz. Egonun temeli fantazmda bulunur, çünkü fantazm arzunun sürüklenen öznesini, onu tutan nesneyle ilişkilendiren işlevdir.

Özne kendini kaybetme deneyimini konuşmada yaşantılar. “Varlıktaki-eksiği” [manque-à-être] ($), özellikle de bir gösteren tarafından temsil edilen varlıktaki-eksiği deneyimler. Özne ancak fantazmda, gösterenin kendisine bahşettiği o varlığa erişebilir.

Fantazmın iki heterojen yapıyı bir araya getiren paradoksal yapısı buradan kaynaklanır; Lacan bu yapıyı açıklamak için cross-cap topolojisine (bir küre parçası ve Möbius şeridinden oluşan) göndermede bulunur.

Gösterenin öznesi, her zaman mahalinden sürülmüştür ve varlıktaki-eksiktir. Fantazmdaki örtük nesne aracılığı olmadan asla orada değildir. Öznenin psuedo-Dasein’ı, a nesnesi olarak anlatılan nesnedir.

Bu noktada, analizin sonunda neden fantazm düzeyinde, özellikle de a nesnesi düzeyinde sonlandığını anlayabilirsiniz.

Geçiş, analitik deneyimle gerçekleşen özne-nesne ayrılmasının ve fantazmın katedilmesinin ya da yarılmasının Lacan’daki adıdır.

Fantezmın temel yapısı, bilinçdışı oluşumlarının yapısıyla aynı değildir. Analitik söylem, bilinçdışı oluşumlarının yapısına dayanarak fantazmın yapısını açığa çıkarır; bu yüzden de S1 —> S2 ve $—>a çiftleriyle kurulur.

Yalnızca gösterenlerin oyununu hedef edinen sözde Lacan’ın “etkisi” olan bir kullanım, analitik deneyimin tüm yönünü kaybettirir.


Fantazmda tekrarın işlevini, arzuya kattığı eylemsizliği, arzunun metonimisine olan güçlü etkilerini, ilerleme hissinin eksikliğini ve deneyime yüklediği monotonluğu göz ardı edersek, deneyimi idealleştirmiş oluruz.

Tuhaftır ki, geçiş prosedürünün bizzat kendisinin doğurduğu coşku—hatta pseudo-manik bir atak—buna karşı koymak için en iyi konumda olması gereken kişilerde bile, bu idealleştirmeye bu kadar sık yol açmakta.

Şüphesiz, “Fantazmı katetmek” kanatlandırır. Ancak hangi kanatlar ? Albatrosun kanatları mı yoksa Platon’un güvercinlerinin kanatları mı ?

  1.  [Simya’da değersiz kalıntı adı verilen, “ölü kafa” anlamına da gelen terim. ç.n] ↩︎
  2. [Bana Dokunma ç.n] ↩︎
  3.  [Yorumlama Hezeyanı ç.n] ↩︎
  4. [Orjinal konuşma metni Fransızca olduğu için, burada Discret kelimesinin kullanılmış olması mümkün. Discret, hem Lacan’ın psikanalitik yorum için ön gördüğü üzere, ‘ketum’ anlamına geliyor. Hem de kesikli, ayrık anlamına geliyor, ki yazının devamında scansion’a, kısa süreli seansı sağlayan müdaheleye değinecek Jacques Alain Miller.] ↩︎
  5. [İngilizce çevirisinde, gelincik anlamına gelebilecek iki sözcük var. Birisi Weasel; sinsi, kurnaz, güvenilmez anlamlarına tekabül ediyor. Ferret ise tünemek, eşelemek anlamlarına geliyor. Fransızca Furet ve Belette’nin de benzer kullanımları olduğunu göz önünde bulundurun. ] ↩︎

https://www.lacan.com/symptom10a/another-lacan.html

Murat Tarhan sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin