Terapiye Ne Zaman Gidilir? Psikanalitik Talebin Kuruluşu

Psikanaliz divanı

Terapiye Ne Zaman Gidilir: Kriz mi, “İdare Edememe” Eşiği mi?

Psikolojik yardım arama faaliyeti zamanlama açısından kültürden kültüre değişiklik gösterse de, bir talep formuna bürünmesi için genellikle bir krizin varlığı eşlik eder: bir şeyin artık eskisi gibi idare edilememesi. Bu eşik bazen açıkça bir kriz — bir işlevin yitirilmesi, ilişkide bir kopuş, kaygının daha kritik noktalarda belirmesi gibi—, bazen ise daha örtük bir dalgalanmadır. Tekrar eden bir düğümün özneye maliyetinin artması ya da semptomun başka bir semptomla yer değiştirmesi ya da en çok karşılaşılan haliyle öznenin “bir şey/sorun var ama adını koyamıyorum” dediği bir yarık. Şayet “Terapiye ne zaman gidilir?” kronolojik bir düzleme oturtmayan da, bu düğüm meselesidir. Bu nedenle ele aldığım nokta, “ne zaman” ölçeklendirmesinden ziyade, şikayetlenmenin nasıl talebe dönüştüğünü, kime ya da ney/e yönelik olduğudur.

Terapi Talebi Her Zaman Öznenin Talebi Değildir

Ancak her zaman terapiyi talep eden, terapiye gelecek kişi değildir. Çoğunlukla ebeveynlerin ısrarı ya da ilişkilerde oluşan tekrarlı yaşantılar üzerine partner veya arkadaş tarafından ısrarla önerilir. Hatta bazı zamanlarda bu yakın çevre tarafından “terapiye getirilir”. Bu analitik çalışmayı imkansız kılmaz ama, özne için Ötekiyle olan bağın taşınamaz hale geldiğinin resmini ortaya koyar, ki bu da analitik çalışmanın konusudur. Dışarıdan gelen bu çağrı, öznenin kendi talebine dönüşecek süreci başlatmaya katkı sunabilir. Özne, kendisinde “artık” yakaladığı yerde, o çatlakta öznenin talebi palazlanmaya başlamıştır. Örneğin, kimi zaman titizliğe ilişkin terapi talep edenin henüz bu temizlenme edimiyle ilgili şikayet geliştirmemişken, eşi bu edimle ilgili sabrını tüketmiş olabilir. Bu durumlarda, söz konusu edimin ya da öznenin genel halinin “normal mi anormal mi” tartışmasına sıkça rastlanır. Ancak bu aksayan alan normal ve anormal olandan fazlasını, bir özne için ikna sürecini, içereceği gibi öznenin yaşantılarının, özneler arası ağda tekil olan olumsal durumlara dayanmasını da içermek durumundadır.1 Öznellik boyutu nedeniyle de, özneyi normal olana hizalamak, analitik çalışma için hedeflerden biri değildir. 

Psikanalizde Semptom: Jouissance ile Kurulan Uzlaşı2

Bu noktada psikanalitik çerçeve, talep meselesini semptomdan ayırmadan düşünmemizi gerektiriyor. Psikanaliz için semptomun tanımlarından biri, öznenin jouissance elde ettiği bir uzlaşı olmasıdır. Aksayan eylemin — öznenin şikayetlendiği o şeyin — özne için bir doyuma dayandığı fikri oldukça kritiktir.  Analitik çalışmaya başvuran, bunu bir “doyum” olarak tarif etmez. Ancak “burada bir sorun var” diyeceği bir noktaya gelmiştir ya da bunu sezmeye başlamıştır.  Örneğin, çok uyumakla, hayatının boş geçtiğiyle şikayetlenen biri terapiye bir taleple başvurur. “Beni çok uyumaktan, hayatımı uykuda geçen saatlerden kurtar” gibi. Bu ifade, çoğu zaman arkasında geniş bir altyapı ile belirir: uyumanın sadece ama sadece bu kişi için ne anlama geldiği, neyi ertelediği ya da neyi koruduğu, hatta belki de neyin yerine geçtiği analitik çalışma süreci içinde çalışır. Aynı semptom etiketiyle, başka bir kişi için olan deneyimle bir tutulmaz; semptomun işlevi kişiye özeldir.3

“Semptom Listesi” Olmadan Yapıyı Tanımak

Bu nedenle terapi talebini “şikayet listesi” gibi ele almak yanıltıcıdır. Şikayet, öznenin ve Ötekinin arzusuyla kurduğu ilişkiye dair özel bir düzenekle gelir. Söz konusu kişi dünyayı gezmek, başka bir ülkeye taşımak için dil öğrenmek istiyor olabilir ya da bilinçli düzeyde bu tür ifadeler sığmayan arzuları4 olabilir ki psikanalitik çalışma bu arzunun da kurulacağı belki tek yerdir. Fakat analitik talepte bulunan öznenin bu yaşantıların peşinden gitmemek için — deyim yerindeyse — kendisini arzusundan koruyan stratejileri vardır. Kimi özne sosyal medyada sonsuz scrollinglere kapılır; ilgi alanında bile olmayan içeriklerle saatlerini harcar. (Kısa videoyla izlemekle ilgili durumu bir düşünün, mesele ilgisiz kaldığınız bir içeriğin bu kadar güçlü dopamin yanıtı üretmesiyle açıklanabilecek kadar basit mi? Yoksa orada daha derin başka bir şey mi var?) Kimi özneler ise, tam da yapacağı şeyle burun buruna kaldığı anda, ketlenme alanlarının genişlediğini deneyimler: hareketsiz kalır, “bunu gerçekten istiyor muyum” sorusuyla arzusunu imkansız kılabilir ya da arzusunun peşinden gitmemek için türlü imkansızlaştırma stratejileri üretebilir ve belki de arzusunu tatminsiz bırakacak bir biçimde yarım halde askıda bırakabilir. Bu edimler5, arzunun istikrarını devam ettirecek görevi üstlenenen yapılardır. Semptom da, bu ketlenmeler kümesiyle benzer bir görevi görebilir6. Nihayetinde, öznenin arzusuyla arasına, bir edim, bir edimler kümesi ya da senaryo girer.  Daha da ileriye götürecek olursak, arzunun, bir boyutuyla kaygıyla öznenin arasına giren bir şey olduğunu söylemek mümkün7, özellikle başka bir arzuyla ilgili ortaya çıkacak kaygının arasına… Ancak ayrıntılarını başka bir yerde açmayı planlıyorum.

Özne ve Arzunun Arasına Girenler…

İlgi çekici olan şeylerden biri de, birçok vakada; insanların bu ketlenmeleri, şikayetleri yaşarken “arzu” diye adlandırmaları, bunların bir isteğe dönüşmelerinin ancak psikanalitik bir çalışmayla formüle edilebilmesidir. Özne ile arasına girmiş senaryo, gösteren, öznenin neye yaklaştığından çok ona yaklaştığında ya da onu çevrelediğinde onu imkansız kılan başka niteliklerle doludur. Kendi durumunu şöyle adlandırır: “bunu istiyorum ama …’alışkanlıklarım izin vermiyor’,’kader bunun peşinden gitmeme izin vermedi’,’şanssızlığımı bir türlü kıramıyorum’,’bunu yapmak için tembelim’ gibi ifadelerle. Bu mesafeyi tekrar ve tekrar üretmektedir.

Öte taraftan, nihayetinde insan ekonomik bir varlıktır: semptom, yüksek maliyetli bu yollarla uzun yıllar ‘idare edebilir’. Yeni yerler görme arzusu Instagram’da kaydedilenler sekmesinde kalabilir ya da olur da bu şans ayağına gelirse, ötekinin söylemiyle imkansızlaşabilir. Fakat bu uzlaşının unsurları, olumsal olarak bozulduğunda — bu halde olmanın psişik maliyeti yükseldiğinde, semptom yer değiştirdiğinde ya da bir tetikleyici çatlak oluşturduğunda — özne kaygıya dahası ızdıraba boğulabilir. Olur ki Özne, arzusuna bir adımlık bir mesafeye girmiş bulursa kendisini, tanımlayamadığı ve hemen kurtulmak istediği bir duygulanımla, kaygıyla, karşılaşır. Öznenin semptomu, bir tetikleyiciyle birlikte, uzlaşı görevini kaybetmiştir. Özne semptomunun yerine başka bir semptom koymayı ya da, en çok görülen haliyle, semptomunu eski göreve koştuğu haliyle işler hale getirmeyi hedef edinir. Burası tam da psikanalitik çalışmanın, bir talebin eşik noktasıdır.

Sonuç: “Bunu Düzeltin”den “neden yapamıyorum”a

Semptomu hızlıca ortadan kaldırmak bütün bunları görmezden gelmeye, aynı işlevi görmek üzere başka semptom şekilleri kurmaya itecektir özneyi. “Bunu düzeltin” diye başlayan talep “ben bunu neden yapıyorum, bunun benim için yeri ne” sorusuna doğru kayar. Sonrasında, “bu hal, beni neyden koruyor, neyi örtüyor” ve “hangi bedeli ödeyerek ben bu semptomun örtük keyfini sürdürüyorum” gibi eyleme müsait, dönüşüme kapı açacak arzulara dönüşür. Özne, klinisyene olan talebinden, kendi arzusunu merkeze koyduğu, arzusunu bastırmak/ondan uzak kalmak uğruna neler yaptığının araştırılması arzusuna doğru bir geçişte bulunur. Psikanalitik talep tam da bu kaymanın dinamiğindeki kurucu nedendir. 

  1. Bununla şunu demek istiyorum: öznenin talebi için, ona seneler boyu Ötekinin talebini dayatmak her şartta bir analiz çalışmasına talep oluşturmaz. Bazen özne için Ötekinin talebi, o şeyi yapmamak için — söz konusu ellerini yıkamaktan vazgeçmek için bir şeyleri denemek gibi — bir neden işlevi üstlenebilir. Öznenin seçiminde olduğu gibi burada da analitik talep Ötekinin aracılığına olumsaldır. (Bkz: Seminer: XI.) ↩︎
  2. “Nevrotik semptom denilen şey tek ifadeyle nevrotiğin yaşamını mümkün kılan şeydir.”
    Lacan 1976 ↩︎
  3. Bu konuda farklı görüşleri olan çoğu psikoterapist,  tüm bu semptom kümelerini tek tek adlandıran DSM tipi bir tanı kategorisi kullanmaktadır. Ancak Psikanalitik çalışmada, belirticikler halinde bir yapıyı tanılamak kullanışsızdır.
    “Çok uyuma bozukluğu” gibi bir tanı, psikanalitik yaklaşıma uymaz. Tanı bu uykunun nedeniyle
    ilgidir, öznenin arzuyla arasına koyduğu mesafeye ya da neyin ifadesinin yerini tuttuğuna. ↩︎
  4. Ki, arzu, özneyi ancak postiş nesneler (Seminer:X) halinde kaygıya katlanabilir hale getirebilir. Burada söz gelimi arzu diye bahsettiğim ifadeler, arzunun yapısını ortaya koymak için değil, semptomla arzunun ilişkisini aktarabilmek adına ete kemiğe büründürülmüştür. Analitik çalışmaya aşina olanlar, arzunun bir nesne gibi ele geçirilebilen bir şey olmadığını bilirler. Arzu, nesnelere yönelten bir neden işlevi görür. Bu yönünü ele geçirmekten ziyade peşinden gitmek üzere yorumlamalarda bulundum. Sonuçta peşinden gidilmiş ama ele geçirilememiş arzuyla, öznenin fantazmında hiçbir dönüşüm yaratılmamış arzu arasında etik açıdan da praksiyolojik farklar vardır. ↩︎
  5. “(…) bu matris, inhibisyonun yerini, tam anlamıyla arzunun göreve koştuğu ve psikanalizin, Urverdrängung, olarak tanımladığı şeyin köklerinde kavramamızı sağlıyor.” Seminer:X’da Lacan, fantazmın, arzunun, bilme ediminin ve ketlenmenin yerini hatta eylem türlerini [passage l’acte ve acting out] uzun uzadıya tartışır. İnhibisyonun, birincil bastırma mekanizmasıyla, benzer köklerden dayanak alarak öznenin arzusu yerine başka bir arzunun taminini içerdiğini ifade eder. ↩︎
  6. İnhibisyon, Semptom ve Kaygı metninde, Freud inhibisyonu (ketlenme) şöyle tanımlıyor: bir işlevin kısıtlanması. “Bazı ketlenmeler, yerine getirilmesi kaygı oluşturacak bir işlevden vazgeçilmesini temsil eder.” Lacan (Seminer: XXII.) ise bedenin ya da bir işlevin durmasını ketlenme olarak adlandırır. Kaygı ise öznenin Ötekinin arzusuyla karşılaştığı, o muammayla başa çıkmak zorunda kaldığı anda ortaya çıkar. Öznenin, Ötekinin arzusuyla ilişkisinde bastırılmış olan mesajını ise semptom taşır (Seminer: V.). Keza fantazm da, öznenin arzulamasını sağlayan nedenle, a nesnesiyle, ilişkisini —nasıl arzuladığını— senaryolaştıran yapıdır (Seminer: V.). Öznenin en temel imgesel yapısı, fantazm/senaryo ise, semptom da simgeseldeki boyutudur, onun bir yazısıdır.  ↩︎
  7. Lacan, savunma olarak arzuyu, başka bir arzunun yaratacağı kaygı dair, bir postiş nesne olarak işlev görebileceğini ve bunun inhibisyonla aynı yerde konumlanacağını söylemiştir. (Seminer:X, 316-17) ↩︎

— Freud, S. (1915). Bastırma (Repression). (Metapsikoloji metinleri içinde). İstanbul: Payel Yayınları
— Freud, S. (1926). Ketlenmeler, Semptom ve Kaygı. (Psikopatoloji içinde). İstanbul: Payel yayınları: 2013.(H. Atalay, Çev.) 
— Lacan, J. (1962–1963). Seminar X: Anxiety — Polity Press 
— Lacan J.(1967-1968). Seminar XV: The Psychoanalytical Act. https://www.lacaninireland.com/wp-content/uploads/2010/06/Book-15-The-Psychoanalytical-Act.pdf
— Lacan J.(1974-1975). Seminar XXII: R.S.I https://www.lacaninireland.com/wp-content/uploads/2010/06/RSI-Complete-With-Diagrams.pdf
— Lacan, J. (1975). Semptom Üzerine Cenevre Konferansı. https://psikanalizarastirmalari.com/semptom-uzerine-cenevre-konferansi/ 
— Lacan, J. (1997). The Ethics of Psychoanalysis – The Seminar of Jacques Lacan Book VII. (J.-A.Miller, Edit., & D. Porter, Çev.) London: W. W. Norton & Company, Inc.
— Lacan, J. (2007). Écrits. W. W. Norton & Company
— Lacan, Psikanaliz’in Dört Temel Kavramı: Seminer XI., Çeviri: Nilüfer Erdem, Metis yayınları, İstanbul
— Lacan, J. (2019). Yine / Hâlâ. (M. Erşen, Çev.) İstanbul: Metis.

Benzer Yazılar:
Psikanalitik tedavinin esas hedefi ‘anlamak’ değildir — [Dönüştürmektir!]
Bruce Fink’in Against Understanding: V.1 kitabında Psikanaliz’in nasıl “anlamayı” merkeze almadan tedavi görevi gördüğünü anlattığı metnin çevirisi.
Semptom Ve Modern Psikoterapi Üzerine
Modern terapilerin yalnızca yok etmeye odaklandığı semptomun öznenin jouissance’ı (haz ekonomisi) bağlamında konumu ve psikanalizde nasıl ele alındığı ilgili metin

Murat Tarhan sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin