Bilinçdışı Nedir ?
Zihnin Bölünmesi
İnsanlığa damgasını vuran üç karşılaşmadan biri, Histeri Üzerine çalışmalar metninde, Breuer ile Freud’un birlikte ele aldığı çalışmada ortaya konmuştur. Bu metnin 5. bölümünde ruhsallıkla ilgili erken çalışmalara yeni bir şey eklenir: Bilince kabul edilemeyen fikirler. Bu noktada metin, zihindeki bir bölünmeden bahsetmektedir. Tıpkı Kepler’in dünyanın evrenin merkezi olmadığını ortaya koyması gibi, tıpkı Darwin’in insanın canlıların merkezinde yer almadığını ortaya koyması gibi, bu ayrışma da, insanın — bir anlamda — kendi ruhsallığının merkezinde de yer almadığını göstererek, psikanalitik düşünceyi tarihin kalbine yerleştirmiştir. İnsan zihni yekpare değildir; bilinç zihinsel yaşamın tamamını kapsamamaktadır. Hatta bazı düşünceler, bilinçte yer almadıkları için değil; bilince kabul edilemedikleri için bilinçdışında kalırlar.
Metin, Amerikan kültüründe bilinçaltına önderlik edecek bir tartışmayı da başlatıyor. Ancak Psikanaliz’in disiplin olarak nesnesi bilinçdışıdır. Bilince kabul edilemeyen fikirler ile erken dönem histeri çalışmalarında henüz bilince gelmemiş fikirler birbiriyle aynı şeyi işaret etmez. Bilinçdışı fikirler, örneğin unutmalar; silik, zayıf ya da önemsiz oldukları için değil, bilakis taşıdıkları yoğunluk nedeniyle bilince kabul edilmemiştir. Aktüel durumdadırlar, etkilerini öznenin yaşamında güçlü şekilde sürdürmektedirler ancak ego için oldukça sarsıcı nitelik taşırlar.
Bu bölünme, zihnin bütün ve yekpare bir yapı olarak işleyişi fikrini bozar. Bazı düşüncelerin üzerinde bilinçli düşüncelerin etkisi hiçbir zaman ortaya çıkmıyorsa, zihinsel aygıtın kendi içinde ayrıştığını kabul etmek gerekmektedir. Freud ve Breuer için bu bölünme sonuç değil zihnin temel koşuludur. O dönem ele alındığı üzere, histeri yahut zihinsel bölünmenin patojenleşmesi, “zayıflık” değil yapısal bir durumdur. Buraya ufak bir örnek verelim:
Bir kadın, nedeni organik olarak bulunamayan mide ağrılarıyla başvurur. Seanslarda gündelik hayatından bahseder, belirgin bir çatışmadan yakınmaz. Kendini “hassas” olarak tanımlamaktadır ama bu hassasiyetin neyle ilgili olduğunu bilinçli olarak öne süremez. Bu ağrılar özellikle bazı randevular öncesinde artar; bununla bilinçli bir bağlantı kuramaz. Bir seansta, yıllar önce yaşadığı fiziksel bir yakınlaşmayı anlatır. Anlatımı duygusuzdur, “çok da önemli değildi” diyerek konuyu kapatır. Olay bilinçte hatırlanmaktadır, fakat fikir henüz etkili değildir; başka temsil ve düşüncelerle bağ kuramadığı için cinsellik fikri hâlâ bilince kabul edilemez durumdadır. Afekt(duygulanım) bastırılmamış, bedende semptom olarak kalmıştır; fikir ise bilinçle bağlantısı kopmuş hâlde orada öylece durur. Bunu, zihnin ayrışmasına örnek olarak öne sürebiliriz.
Uygunsuz Fikir ve Savunmanın Yapısı
Freud histeri üzerine çalışmalar metnini yazarken bir taraftan da yapısal savunma psikonevrozları üzerine çalışıyordu. Nevrotik semptomlar, rastlantısal belirtiler değildi; benliği sarsan bir fikirle baş edebilmek için geliştirilen savunmaların ürünleriydi. Freud bu fikre “uygunsuz fikir” adını verdi.
Peki uygunsuz olan nedir? Nedir bütün insanlarda az ya da çok uygunsuz tanımına sığacak bir durum. Freud için cevap cinsellik. Buradaki durum, tekil bir davranışla ya da belirli bir yaşantıyla açıklanabilecek bir şey değildir; öznenin bir fikirle ya da onun temsilciliğini üstlenen bir unsurla karşılaşmasıdır. Özneyi rahatsız eden şey, duygulanımın kendisinden ziyade, bu afektle bağlantılı olup bilince kabul edilemeyen fikirdir.
Bu nedenle bastırılan şey bir duygulanım değildir, duygulanım bastırılmaz. Onun yerine yüzeyde dolaşır, bedende hissedilir ve işler yolunda gitmezse semptom olarak geri döner. Bastırılan şey, fikrin temsili, yani öznenin bu duygulanımı bir yere kadar anlamlandırmasını sağlayacak düşünsel bağdan başka bir şey değildir. Özne kaygıldır, üzgündür, iç sıkıntısı içindedir, huzurdan uzaktır ama nedenini bahsi geçen bağla bilinçli olarak kuramaz. Psikanaliz’e yönelten noktada burada ortaya çıkar. “Benim uygunsuz bir fikrim var” diyerek kimse psikolojik yardım arayışına girmez; özne çözemediği bir iç sıkıntısıyla, kaygıyla gelir. Ya da bu kaygının gündelik yaşamda neden olduğu krizlerle.
Bu savunma hali, her öznede farklı şekilde oraya çıkar. Histeride baskın olan savunma, sıradan bir unutma değildir, temsilin bilinçten dışlanmasıdır. Fikir bilinçten dışlanarak, iğrenme olarak deneyimlenebilir, kaygıya dönüşebilir ama bilinçdışı fikrin temsili bilince alınmamıştır. Obsesyonel nevrozda ise fikir ile afekt arasındaki bağ kopmuştur. Uygunsuz fikirle ilişkilenen düşünce bilinçte kalmıştır ancak duygulanım ondan ayrılmıştır. Obsesyonelleri dinlerken çokça vakada çok ağır deneyimlerden bahsedilirken bile duygulanım zayıf kalabilir ya da hiç ortaya çıkmayabilir. (Elbette yer değiştirme savunmasıyla birlikte alakasız alanlarda bu duygulanım ortaya çıkabilir, bazen alexitimia adı verilen duygusuzluk halinde de öznede yer edinebilir.)
Temsil Sorunu: Bilinçdışı Neyden Oluşur?
Freud için bilinçdışı, kendini mutlaka gösterir, fakat sanıldığı üzere Freud mekanik bir yapıyı benimsemez, bu gösteri hali hiçbir zaman düzenli ya da sürekli değildir. (Bu bir yerde neden bilinçdışının deney düzeyinde tamamiyle kavranabilir olmadığını da ortaya koymaktadır) Dil sürçmeleri, sakarlıklar, rüyalar… Freud’un özellikle Günlük Yaşamın Psikopatolojisi ve Düşlerin Yorumu’nda üzerinde durduğu bu fenomenler, bilinçdışının “yolunda gitmeyen” yerlerde belirdiğini gösterir.
Lacan bu noktayı bir adım ileri taşır ve bilinçdışını bir süreksizlik olarak tanımlar. Bilinçdışı açılır ve kapanır. Bir anda ortaya çıkar, bir sürpriz gibi belirir; ele alınmazsa kaybolur. Analitik çalışmaya imkân veren de bu kısa anların ortaya çıkışıdır.
Bu nedenle psikanalitik çalışma, kişinin sadece sürekli konuşmasını teşvik eden bir süreç değildir. İnsanlar konuşmaya bırakıldığında, aynı hikâyeleri, aynı şikâyetleri, aynı anlamlandırmaları tekrar etmeye devam ederler. Lacan’ın automaton dediği bu otomatik tekrar, bilinçdışının kendisi değildir. Bilinçdışı, bu tekrarın tuchéndiği noktada, Lacan’ın tuché olarak adlandırdığı o karşılaşmada belirir. Analistin işi, bu kesintiyi işaret edebilmek ve orada özne için bir boşluk açmaktır.
Neden Psikanaliz ?
Psikanalitik yönelimle çalışan klinisyenin farkı tam da burada ortaya çıkar. Psikanalitik yönelimle çalışan klinisyen, özneye anlam vermekten, yaşadıklarına bir açıklama bulmaktan ya da rahatlatıcı bir hikâye sunmaktan başka bir şey yapmaktadır. Birine, yaşadıklarını tamamiyle ve nihai olarak dindirebilecek herhangi bir açıklama bulabilmek şöyle dursun, bir açıklama hasta için bir işlev yüklense bile, bu işlev sadece o açıklamanın etrafında kurulacak eski tekrarları ateşlendirmekten başka bir şey yapmayacaktır.
Psikanalitik çalışma, öznenin gerçeğine temas etmeyi hedefler. Bu gerçek, kişi ve bilinçli olarak hastanın temas edemediği şeyle ilgilidir, bastırılanla, Gerçek’le. Anlamlandırılamayan ama etkisini yitirmeyen bir noktayla. Freud’un histeri üzerine çalışmalarda kendisine edindiği patika, Lacan’ın “bilinçdışı bir dil gibi yapılanmıştır” önermesine eklemlendiğinde, psikanaliz bize şunu söyler: insan, kendi hakkında her şeyi bilmez. Ama bilmediği şeyler, (sesler!) hayatını yönetmektedir.
Bu nedenle psikanalitik çalışma, hızlı ve hap çözümler vaat etmek yerine öznenin kendi tekrarının, kendi sıkıntısının ve kendi sorusunun etrafında gerçekten çalışılabileceği nadir alanlardan birini açmaktadır.
Kaynakça
Breuer J., Freud, S.(2013). Histeri Üzerine Çalışmalar. Emre Kapkın (çev.). İstanbul: Payel Yayınevi.
Fink, B. (2004). Lacan to the Letter: Ecrits. New York: Univ Of Minnesota Press.
Freud, S. (1894). The Psychoneuroses of Defense. The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud içinde, Strachey J (Ed), Hogarth Press, London, 1964.
Freud, S. (1896). Further Remarks on the Psychoneuroses of Defense. The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud içinde, Strachey J (Ed), Hogarth Press, London, 1964.
Freud, S. (1905a). Seminer: Nevrozlar, Kamuran Şipal (Alm.’dan çev.), İstanbul: Say Yayınları. (basım yılı 2013)
Freud, S. (2014). Metapsikoloji (Çev. E. Kapkın & Anu. Kapkın). İstanbul: Payel Yayınları.
Freud S. (2013). Günlük Yaşamın Psikopatolojisi (Şemsa Yeğin). İstanbul: Payel Yayınları.
Lacan, J. (1962). Psikanaliz’in Dört Temel kavramı: XI Seminer. Nilüfer Erdem (Fran.’dan çev.). İstanbul: Metis Yayınları. (2013)
Lacan, J. (2007). Ecrits. Bruce Fink (Fr’dan çeviren). New York: W. W. Norton & Company.
© 2026 Murattarhan.net. Tüm hakları saklıdır.

