Semptom ve Modern Psikoterapi üzerine

Jacques Lacan (aktaran Armando Verdiglione) New York’ta bir psikanalistin tanık olduğu bir durumu aktarır: Bir kadın hasta, bir arkadaşı tarafından analistin kendisine yönlendirilir ve ilk seansta kanepeye uzanamaz. Nedenini konuşmaya başladığında kanepenin altında saklanan bir timsahtan korktuğunu söyler. İyi bir realist olan Amerikalı psikanalist koltuğundan kalkar ve divanı kaldırarak altında timsah olmadığını gösterir. Onu ikna eder. Ancak kadın bir daha seansa gelmez. Kendisine yönlendirme yapan analist arkadaşıyla tekrar karşılaştığında kendisini görmeye gelen kadını sorar, “Nasıl yani bilmiyor musun? O öldü, hayvanat bahçesinde yürürken yanlışlıkla timsahlarla dolu bir çukura düştü” der. (Calciolari, 2021)

Bu bizi birçoğumuzun bildiği, Zizek’in alıntıladığı ünlü tavuk yemi fıkrasına götürür. Adamın teki “akıl hastanesine” kapatılır, kendisinin tavuk yemi olduğunu düşünmektedir. Doktorlar uzun uğraşlar sonucu onu tavuk yemi olmadığına ikna ederler. Ancak adam hâlâ dışarı çıkmaktan korkmaktadır, doktorlar bunun altındaki nedeni sorduklarında ise cevabı şu olur: “Peki tavuklar benim tavuk yemi olmadığımı biliyor mu?”

Bu iki örnekte de semptomun, bir haliyle gerçekliği dışarıda bırakan o parçanın, gündelik hayatla kurulan uzlaşı alanından nasıl çıkarıldığını izleriz. Semptom yeri ve işlevi nedeniyle, realist düzeltmelerle ya da Prokrustes minvali eğip bükmeler yahut uzatıp kısaltmalarla ortadan kalkamaz. Ancak özne için semptom jouissance ile yüklü bir unsurdur. Bazen öyle olur ki çoğunlukla özne şikayetlendiği şeyi yapmayı asla bırakamaz, onda bulduğu doyum hep öteki doyumların önüne geçer. Tavuk yemi olmak, timsahlardan korkmak ya da sürekli aynı hatayı yapmaya devam etmek… Bu öznenin bir eksik kavramına ya da onun kavramlaşmamasına verdiği yüksek maliyetli bir cevaptır.

Buna dayanarak hâlâ semptomu yok mu etmeliyiz? Yoksa semptomdan kurtulmuş öznenin varlığını hipotetik olarak bile konuşmak mümkün değil mi? Amerikalı analist, modern birçok psikoterapi anlayışının yaptığı gibi nedenle sadece onu yok etmek düzeyinde ilgilenir. Bu sizin yaşantılarınızın nedenleriyle değil de sonuçlarıyla ilgilenen yakınlarınızdan biri gibi olacaktır. Terapistiniz elbette arkadaşınız değildir ancak size “neden” sorusunu soracak birisi varsa o da terapistiniz olduğunu söylemek yanlış olmaz. Fakat yaygın terapi anlayışında bu soru sorulur, ardından bu sorunun cevabı “terapi” yöntemiyle yok edilir. Durgunluğunuzu, neşenizi yahut başka türlü tavrınızın altındaki Ötekine olan, önemli birine okunmak ya da sadece yazılmak üzere taşınan, mesaj bu şekliyle şöminede erimeye bırakılır. Psikoterapi de bu şekliyle köz kürek olmuş, nedenleri küllere çevirmeyi hedef edinmiş, bunu da geç kapitalizmin sıcaklığını koruması için hedef edinmiştir. İşlevsel bireyler ve kontrolsüz tökezlemeyen kâr döngüleri arasındaki bağı kurmuştur. Bireylerin sürekli gülmesi, mutlu olması aksi hallerinin de sisteme bir sorun çıkartmaması gerekir. Öyleyse neden kendi yollarıyla somurtuyorlar sorusuyla ısınmaya başlayabiliriz. Ya da iş yerinde koltuğunun altında timsah arayan bir kadın? Koltukla ilgili dehşete kapılıyor olmasının altındaki “deli saçması” görünen bu fantazmın hemen yok edilmesi gerekiyor mu? Yoksa bu senaryonun yeri detaylıca ele mi alınlamalıdır

Calciolari (2021) aynı makalede fantazmın, megalomanik yapısından bahseder. Kadının düşündüğü divanın altında bulunan timsah başka insanlar için düşünülmesi pek de kolay bir şey olmayabilir. Psikoterapistin koltuk altında timsah olmasının nedeniyle ilgilenmeden, timsahı koltuğun altına yerleştiren dinamikle çalışması pek de mümkün değildir. Zira bu şekilde kaldırılmaya çalışılan, eritilip yok edilmesi denenen semptomlar, benzer —çoğunlukla— şiddetteki başka semptomlara dönüşürler. Yapıları gereği dille olan ilişkilerinden ayrılamazlar ve kendilerini alt semptom olarak gösterdikleri süreçlerin dışında yeni birer oluşuma çevirir, bazen daha yoğun bir şekilde geri dönerler. “Timsah göstereni kendisini o özne için işaret etmediğinde —yani bir şekliyle ortadan kaldırıldığında— ancak kendinden farklılaştığında ve kendini böldüğünde, imge, imgeler boyutundaki bir işareti gösterenin işlevinden ve zamanın değişiminden etkilenen bir yankı oluşturur (a.g.y).” Gösterenin üzerinde yaratılmaya çalışılan etki öznenin ekonomisinde yeni artıklar oluşturmayı değil, artıklardan başka bir keyif yolu bulamayan özneye yeni yollar açmanın güdümünde yer alacaktır. Bu nedenle fantazm sorusu, öznenin yaşantılar içerisinde kurduğu senaryoyu, kendisini hangi konumdan tekrara aldığını ele almadan gösteren üzerinde yapılan çalışma çoğunlukla beyhude kalacak, gösteren düzeyinde olan değişim ekonomik bir dönüşüme yol açmaktan uzak kalması muhtemel bir durum yaratacaktır.

Tam da bu nedenle çağımızda öznelerin içine girdiği yapıların zarfı değişmektedir. Freud’un 100 yıl önce psikanaliz hakkında fikirler üretmeye başladığındaki toplumsal söylemin şekli bugün neredeyse tamamen değişti. Artık keyif almayı yasaklayan süperegosal söylemden ziyade keyif almamayı yasaklayan hiperegosal söylem baskın durumda. Ancak neden orada, hepsinin önünde öylece duruyor. Hiçbir söylemin kendisini ortadan kaldırmayacağı bir eksik olarak dilin ortasında, ideolojinin ve kültürün merkezinde daha beteri öznenin kendisi olarak öylece bekliyor. Bu nedenle, özneden anlam çıkarıldığında neden orada kalır. Timsahı, crocodile (timsah/l) olarak, bu şanssız kadının tarihine işleyen şeyin timsahı neden Wolf olarak işlemediği yahut onun neden gator olarak özneye katılmadığı sorusuyla orada olması gereken şey psikoterapistin konumudur. Freud bir rüyanın neden olduğu o haliyle görüldüğünün önemli olduğunu belirtiyordu, işte fantezilerimiz ve korkularımızda da onlarla başka bir ilişki kurmamız için gerekli olan şey tam da onların kendileri kadar oluşum yolları ve onların bize açtığı çağrışım alanlarıdır.

Calciolari, G. (2021). The listening, the linguistic precision, the intervention.
In D. Busiol (Ed.), Lacanian psychoanalysis in practice: Insights from fourteen psychoanalysts. Routledge.