Bastırılan hakkında: Freud’a Klinik Bir Giriş

Bruce Fink
Çeviren: Murat Tarhan.

Hatta ikinci sonuç bizlere olayın kendisinin dahi unutulabileceğini gösterir. Günlük hayatta o olay hakkında hiçbir şey hatırlanmayabilir. Freud hipnotize olmuş kişilerin bu anıları geri getirebildiğini hatta olaya dair detayları hatta verdikleri tepkileri kelimelere dökebildiğini keşfetti. Bunun sonucunda şu model ortaya çıktı:

Şekil: 1.1: Bir anının öteki anılardan izolasyonu

A1 olarak kısaltılan bir olayı anısı bütün diğer olayların anısından (A2-A3 ve A4 olarak kısaltılan) kopmuştur. Çoğu zaman, zihinimizdeki bir anı, aynı mekanda ya da zamanda ortaya çıkmış ya da aynı insanları içeren başka anılarla (1.1’de uzun çizgilerle gösterildiği üzere) bağlantı halindedir. Ancak A1 böyle değildir, olayın anısı, öteki anılarımızla hiçbir şekilde bağlantılı değildir ve ortak mekana hatta ortak zamana veya ortak arkadaşlara, komşulara, aile üyelerine ait anıları düşünmemize rağmen hatırlanamaz ya da akla getirilemez. Tamamen izole olmuştur.

Bu Freud’un İngilizce’de “Repression” olarak bilinen ilk Verdrängung modelidir. A1 ulaşılabilir tüm anılardan sökülüp dışarı atılmıştır. Bu anının tamamıyla ortadan kaldırıldığı anlamına gelmez ama anı “başka bir yere” gitmiştir, artık “bilinçdışı” (terimin ilk kullanımları için bkz. SE II, s. 45) haline gelmiştir. Freud’un daha sonra ifade ettiği gibi birinin bilincine yabancı göründüğü kadarıyla “içsel yabancı bölge” haline dönüşür.1

Freud, birinin bize alenen hakaret etmesi durumunda ne yaptığımızı örnek alarak bunu bizimle tartışır (SE II, s. 8-9). Bazılarımız anladığı dilden konuşup sertçe cevap verebilir; bir başkası ise hakaret eden kişiye tokat atabilir ya da kavga edebilir; bir başkası ise hiçbir şey söylemeyebilir fakat bir süre kafasında ona edilmiş bu hakareti düşünüp bunu hak edip etmediğiyle zihnini meşgul edebilir ve asla hakareti haketmediğini düşüneceği anlara odaklanıp göz yaşı ve öfkeyle karşı tarafın hatalı olduğu sonucuna varabilir. Tüm bu durumlarda, olay o an için belli bir miktarda fiziksel aktiviteye (tokat atma gibi) veya hemen ardından zihinsel aktiviteye yol açar; bu da bizi kızdıran hakaret veya aşağılanma duygusunun hemen veya zamanla azalmasına kaynaklık eder (“uyarımın” azalması veya “boşaltılması” anlamına gelir). Yaşanan bu olayı unutmayız ve bazen de bu tarz olaylara hemen tepki verdiğimizde olayın etkileri neredeyse tamamen kaybolur. Düşünmeye devam ettiğimiz durumda (çoğunlukla) söz konusu duygulanım er ya da geç tükenecektir, hakaret edilmesini hayatımızdaki diğer daha olumlu olaylarla birlikte düşünerek nispeten talihli olan varoluşumuzdaki o sırada oluşan bağlam içinde oluşan münferit ve ufak bir talihsizlik olarak konumlandırırız. Freud (s. 9) burada “çağrışım süreciyle (ki bu anılarımızdan birinin bu diğer anılarla ilişkilenmesidir) birlikte duygulanımın buharlaşmasına” atıfta bulunmaktadır.

Ancak, böyle aleni hakaretlere karşı olumsuz bir şekilde duyarsızlaşan [mortified] bazı insanlar vardır. Hakarete maruz kaldıklarında o kadar şaşırıp yerin dibine girerler ki tepki veremezler ve girdikleri bu şokla birlikte öyle incinmişlerdir ki bu olayı düşünmeyi dahi reddederler. Hiç yaşanılmamış gibi yapmanın daha iyi olacağına inanırlar.2 Bir hakaretin ne kadar küçük düşürücü ya da kaba olsa da birinin nasıl bu hakaret karşısında bu derece incindiğini ya da şoka girdiğini merak etmemiz doğaldır. Eğer hakaret doğru olduğu bilinen ve saklı tutulmaya çalışılan bir gerçeği bir şekilde — üstü kapalı ya da değil — ima ediyorsa o zaman insanlar bundan utanç duyup yerin dibine girilebilir. Fransızların dediği gibi “Il n’y a que la vérité qui blesse”3 — “sadece hakikate dokunan seni yaralar”, hiçbir gerçeklik payı olmasaydı bu kadar güçlü bir etkisi olabilir miydi ? Freud iki durumda bir şeyi bizzat kendisi söylemiştir: “Bildiğimiz gibi, ancak bizde tutunabilecek bir şey bulan suçlamalar bizi mutsuz edebilir. “(SE V, s.482–483) ve “hedefi ıskalayan suçlamalara pek de aldırış etmeyiz.” (SE VII, p. 46). Ancak hedefi vuran (ya da vurmaya çok yaklaşan) bir sitem, hakaret, suçlama ya da aşağılama sarsıcı olabilir; yani birini kendisine söylenenleri unutmak için uğraşmaya sevk edebilir.

Analizanlarımdan biri uzun yıllar boyunca eşini birçok farklı kadınla aldatmıştı, bu kişi sıklıkla eşinin başkalarıyla birlikte olduğunu iddia edip onun kendisini aldattığıyla ilgili suçlamada bulunuyordu. Bir gün eşi kendisini sadakatsizlikle suçladığında çılgına döndü, başka kadınlarla olan ilişkilerini gizlemek için o kadar dikkatli davranmıştı ki kimsenin bundan kuşku duyması akla getirilemezdi. Bu olayın tamamen unutulması ve eşinin de unutması için çaba harcarken bile haftalarca huzursuz ve öfkeli kaldı.

Her ne kadar gerçeği unutmaya çalışsak da, gerçek bizi unutmaz. Bir olayı hayatımızdaki diğer şeylerden koparmaya, onlardan yalıtmaya ne kadar uğraşırsak uğraşalım, o varlığını sürdürmeye ve ortaya çıkabileceği anları aramaya devam eder.4 Bizi kemirip durur, içimizi yer ve sanki irin gibi içimizde büyür ya da kansermiş gibi yayılır (favori metaforunuzu seçiniz). Onu kontrol altına alabilmek için gitgide daha çok enerji harcamak durumunda kalırız ve o şey bir patojen haline gelir. Yani bir patoloji oluşturur, Freud’un deyimiyle “bastırılan düşünce, intıkamını patojen olarak alır.” (SE II,s.116) Yani bastırdığımız şey neyse o bizden öcünü alır.

Bir tiran tarafından acımasızca ezilen bir halk gibi, uygulanan baskı ne kadar büyük olursa, sonunda ortaya çıkan tepkinin de o kadar patlayıcı olması muhtemeldir. Örneğin benim kısmi de olsa bastırmadan kaynaklanan bir patlama yaşadığımı düşünün, içinde bulunduğum durumla ne kadar orantısız olduklarını hesaba katınca çevrem tarafından “mantıksız” olarak görülme olasılığı yüksek olanlar tam da bu bastırmanın niceliğiyle ilgili olanlardır. Mesela aileden biriyle ilgili kızgınlığımı senelerce bastırırsam tetikleyen ufak bir olayla içimdeki volkan harekete geçer ve tuttuğum her şeyi kusmaya başlarım. O kişiye karşılık verme, onu cezalandırma ya da eleştirme isteğimi ne denli engellemişsem yani arzumu ne ölçüde bastırmışsam kendimi o kadar kötü ve suçlu5 hissederim. İçimdeki öfke yoğunluğu bir o kadar artar ve patlamamın aşırı görülmesi de pek muhtemeldir(SE II, s. 8). “Bunun gibi durumlarda duygulanımın niceliğinin değil de duygulanımın niteliğinin bir yeri vardır… Bu aşırılık daha önce bilinçsiz kalmış ve bastırılmış duygulanımın kaynaklarından meydana gelir (SE V, s. 479).”

Bugün birçoğumuz için aleni hakaretler pek nadir ve önemsiz olaylar gibi görünebilir, bastırmaya yol açabilecek türden bir duygusal tepkiyi kışkırtacak nicelikte olması pek zordur. Freud’un bunları yazdığı zamanlarda elbette çağın anlayışı daha farklıydı, insanlar itibarlarını çok daha sıkı koruyorlardı oysa bugün insanların sahtekar, yalancı, fahişe ya da jigolo olarak adlandırılmasına pek aldırış etmiyoruz…


1- [Ç.n. “Semptomlar bastırılandan meydana gelir, adeta bastrılanın ego karşısındaki temsilciliğini üstlenirler ancak bastırılan ego için yabancı bir alandır, içsel yabancı alandır – tıpkı gerçekliğin (bu alışılmadık ifadeyi bağışlarsanız!) dış yabancı bölge olması gibi” Freud S. Nouvelle suite des lec ̧ ons d’introduction à la psychanalyse (1933). Laplanche J, editor. Œuvres complètes, 14. içinde.]

2- “Bastırmanın temeli ancak bir hoşnutsuzluk hissi, bastırılacak tek bir fikir ile egoyu oluşturan hakim fikirler yığını arasındaki uyumsuzluk olabilir(SE II, s. 116).”[Freud’un çevirisine orjinal kaynağından ek yapıldı, ] yani genel olarak kendilerini algıladıklarını hissediyor gibi görünüyorlar.

3- Zaman zaman Il n’y a que la vérité qui fache şeklinde de kullanılır; bu şekli kelimesi kelimesine “Seni yalnızca hakikat kızdırabilir” veya mecazen “”Hiçbir şey hakikat kadar kızdıramaz” şeklinde tercüme edilebilir.

4- “Lacan’ın (Écrits, s. 24-25) dediği gibi, “Unutmak için bir adaya çekilen adam gibi, Unuttu- Bakan da mektubu kullanmayarak onu unutmaya gelir. Bu, davranışlarındaki ısrarla ifade edilir. Ama mektup, nevrotiğin bilinçdışından daha fazla değil, onu unutmaz.”

5- Lacan, VII seminerde, arzumuzun peşinden gitmeyi bıraktığımızda suçluluğun ortaya çıktığını söylüyor (s. 319).Feragat anlamına gelen Freud’un Versagung teriminin “früstürasyon” olarak çevrilmesinin bir hata olduğunu işaret etmiştir. Renunciation (Feragat) bu haliyle birinin kendi eliyle isteğinden vazgeçmesi, isteğini ya da arzusunu bırakmasıdır (Örnekler için: Ecrits, s. 385). Post Freudyenlerin hastanın “frustrasyonunu” hafifletmeyi deneyerek Freud’u takip ettiklerini düşünmelerine rağmen aslında Lacan bunun tam tersine, Freud’un işaret ettiği noktanın doğru anlaşılmadığını; Frustrasyonu Freud’un, hastaların söylemek istedikleri ve arzuladıkları şeyden (çeşitli sebeplerce) vazgeçtikleri ya da bir kenara koydukları anı işaret etmek için kullanır.[ilgili kitabın 5. bölümüne bakın]