Çeviri: Bilinçdışından Kurtulmak İçin Bir Keşif Daha !

Rosa López

Kadın, hayatından memnundu. Evinde, kendisinde hüküm süren güzelliğinden ve kurduğu bu düzenin yanı sıra onu her gün şehrin en güzel yerlerinden birine yolculuk yapmasını sağlayan bir işte çalışmaktan memnundu. Talihsizliklerle dolu olan çocukluğundan sonra kendisine ait küçük bir dünya kurmayı başarmıştı. Ötekilerle paylaştığı yerleşik anlamlandırmalara ve buna duyduğu körükörüne güvene dayalı, bunlar ile garanti altına alınmış nazik bir dünya…

Bu oldukça insani dünya, beklenmedik bir “panik atak” (moda olan bir teşhise göre) geçirdiğinde bir balon gibi patladı. Kurulan bu dünyadaki her şey eriyordu ve bir zamanlar tanıdık olanlar bile yabancı gelmeye başlamıştı, ait olduğu o kimlik dağılmış, sınırları bozulmuş ve varlığı tüm anlamını kaybetmişti. Bunun kalıcı olmayan bir “dağılma” hali olduğunu düşünüyor ve tüm bunların ardından panik ataktan önceki yerleşime, ona sağlanan bu dünyaya döneceğini varsayıyordu. Ama yanıltmayan tek duygulanım olan kaygı, dünyasının üzerine kurulduğu o kırılgan tripodun çözüldüğünü ortaya koyan işaretten başka bir şey değildi. Ailesinin ona biçtiği kaderden kaçarak ve tüm kaynaklarını feda ettiği dünyaydı bu. Yeni bir dünyayı icat edebilecek gücü bulunmadığından, bu yabancı — ama bir yandan da tanınabilir — korkudan kurtulmanın tek yolunun dünün kurulu dünyasını kurtarmak olduğunun farkına varmıştı.

Elindeki hiçbir kılıfa sığmayan bu gerçekle yalnız başına karşılaştığında, biçimsiz bir et yığınından başka bir şey olmadığını ve tekrar bir beden olabilmek için, libidonun dağıldığı ve günden güne geri dönmeye başladığı her bir parçayı organize etmek gerekiyordu. Günden güne yaşamaya asla dayanamayacak hale gelmişti çünkü en büyük korkusu olan hayatını düzenleyen bir organizasyon yokluğu ile yaşamak, olabilecek her ihtimale açık olmak durumunda kalıyordu. Artık azap ve çılgınlık içinde kalmak yerine, insanlaşmış bu dünyayı geri kazanmak istiyordu. Ama başarılı olamadı. O kadar korkmuştu ki, sadece birinin ona uzandığını ve ona yardım ettiğini hayal ederse nefes almaya devam edebiliyordu. Onu aramayı tercih etti.

Hayatında ilk kez bir psikiyatri randevusu talep etti. Hayatı boyunca bu eylemden kaçınmıştı çünkü içinde yaşayan gözü dönmüş bu Öteki’ye dair hiçbir şey bilmemenin daha iyi olacağını düşünüyordu, kendini bu yapının içinde bulamayacak kadar korkak olmuştu.

Doktor onu bir süre dinledi. Uzunca doktorluk kariyerinin başka bir dönemine denk gelseydi, uygun ilaçlarla tedaviye başlayabileceği ve bunun yanı sıra anlama arzusu ve konuşmaya dair yeteneği ile psikoterapiye uygun bulacağı bir kişinin psikotik çöküntü hali gibi görünen durumdan tereddüt etmeyecekti. Ancak o hafta, Oxford Üniversitesi’nde Dr. Paul Harrison önderliğindeki bir bilim ekibinin akıl sağlığına ilişkin vakalarda oluşan yüklü artışın sebebini bulduğu haberi tüm dünyayı sarmıştı. Bazı durumlarda enfeksiyondan altı ay ile iki yıl sonra ortaya çıkan Kovid’in “nörolojik-psikiyatrik” bir sekeli* olduğu öne sürülüyordu. Hastalığın ürettiği enflamatuar süreçler ve virüs rezervuarının vücutta kalabileceği hipotezi, bu durumun nedenini açıklıyor gibi görünüyor.

Kadın, psikiyatristin söyleyeceklerini bekliyordu ama soracağı soruyu tahmin edemiyordu:

“Siz hiç Covid geçirdiniz mi?”

“Evet, beş ay önce geçirmiştim ama sadece bir soğuk algınlığıydı ve sorunsuz bir şekilde iyileştim.”

“Peki, olası sekelleri değerlendirmek için bir nörolojik muayene yapacağız.”

“Sizce bu yaşadığım felaketi açıklayacak mı?”

“Muhtemelen evet.”

” Ama … “

Psikiyatrist elini çoktan uzatmıştı. Bu el, dağılmasının kesin olarak önüne geçeceğini umduğu değil değildi, sadece Nöroloji’de yaptıracağı testleri işaretleyen broşürleri taşıyan bir eldi.

Bu hikayeyi, medyada geniş yer bulan Lancet Psychiatry[1] dergisinde yayınlanan Oxford Üniversitesi makalesinin “bilimsel” önerisine tepki olarak kurguladım.

Hatalı sosyolojik, psikolojik ve bilimsel cevaplarla dolu bir toplumda, insanlar doğru soruları sormayı sağlayacak paradokslar hakkında düşünmekten vazgeçerler. Yeni bir şey keşfeder gibi görünen bu araştırma, sadece aynı eski bilinmezliğe (obskürantizm) geri dönüyor. Akıl hastalığının nedenini organik, genetik veya viral sorunlara tekrar tekrar bağlayarak, öznelliği bu alandan çekip çıkarırlar. Klinik bu anlayışla baskı altına alındı, artık hastayı dinlemeye bile gerek yok çünkü hastalığın sebepi organiktir ve bu şekilde hasta her türlü sorumluluktan, yani kendi cevabını keşfetmekten muaf tutulur. Bu çok büyük bir hatadır, çünkü sadece bilmezlik tutkusunu yükselişe geçirir ve en sonunda özneyi çaresizliğe terk eder.

İngilizceden Çeviren: Murat Tarhan

Another Discovery for Getting Rid of the Unconscious


İspanyolca’dan çeviren: Florencia F.C. Shanahan

Zadig İspanya tarafından 24 Ağustos 2022 tarihinde yayınlandı: https://zadigespana.com/2022/08/24/otro-descubrimiento-para-deshacerse-del-inconsciente/?fbclid=IwAR0geb2epJRUNyORRaQxehZMs38abwmR13SGVXPMgxnFphiC5CoiCQUFIPs

[1] https://www.thelancet.com/journals/lanpsy/article/PIIS2215-0366(21)00084-5/fulltext


* Sekel: hastalıktan sonra kalan doku bozukluğu. Ç.N.