Terapi Ne Zaman Talep Edilir?

Psikolojik yardım arama faaliyeti zamanlama açısından kültürden kültüre değişiklik gösterse bile bir talep formuna bürünmesi için genellikle bir krizin varlığı öncül olur. Ancak her zaman terapiyi talep eden terapiye gelecek kişi değildir. Çoğunlukla ebeveynlerin ısrarı ya da ilişkilerde oluşan tekrarlayan yaşantılar üzerine partner veya arkadaş tarafından önerilir hatta bazen bunun için yakınları tarafından kişi terapiye gelmeye zorlanır. Kimi zaman titizliğe ilişkin terapi talep edenin henüz bu şiddetli temizlenme edimiyle ilgili şikayeti yokken, eşi ya da çevresindeki kişilerin bu edimle ilgili sabrını tüketmiş olabilir. Bu bir anlamda çift terapilerinde işlenemeyeni işaret eder ve terapinin öznel olmasının daha işlevsel olduğunu kanıtlayabilmek açısından iyi bir örnek oluşturur. Ancak bu bakış açısı normal ve anormal olandan fazlasını — bir ikna sürecini— içereceği gibi özneler arası ağda öznelliği oluşturan süreçlerin detaylı incelenmesi başka bir yazının konusu olacağı için buradan devam etmeyeceğim.

Kendisini  burada daha teknik biçimde tanımladığım üzere, psikanaliz için semptomun tanımlarından biri öznenin jouissance’ı1 elde ettiği bir uzlaşıdır. Aksayan eylemin, yani öznenin şikayetlendiği edimin öznede, yani terapi talep edende yarattığı bir doyum bulunur. Terapi talep eden buna bir doyum olarak yaklaşmaz. Aksine “burada bir sorun var” diyeceği bir hale gelmiştir ya da gelmektedir. Örneğin çok uyumakla, hayatının boş geçtiğiyle şikayetlenen biri terapiye bir taleple başvurur. “Beni çok uyumaktan, uykuda geçen saatlerden kurtar” gibi bir söylemle başka bir şeyi talep eder. Terapi süreci içerisinde uyumanın sadece ama sadece bu kişi için önemi anlaşılır. Bir başkasının uyku problemiyle birlikte ele alınmaz. Kişiye özeldir. Yine bu kişi dünyayı gezmek istiyor olabilir, başka bir ülkeye taşınmak için dil öğrenmek istiyor da olabilir ya da hiçbir şekilde bilinçli olarak bu cümlelerle benzer düzeyde temsil edilemez arzuları olabilir (terapi bunu kurmanın yeridir de elbette!). Ama terapi talep edenin bu bahsettiğimiz yaşantılardan uzak kalmak için deyim yerindeyse kendisini arzusundan koruma stratejileri vardır. Kimi özne sosyal medyasında sonsuz bir scrolling ile ilgi alanında dahi olmayan ama onu ekran başından kaldırmayan videolara tutulabilir. Ya da tam da yapacağı şeye yaklaştığı ya da arzusuna bir adım attığı anda ketlenme alanları genişler, hareketsiz kalır, “bunu yapmak istiyor muyum” sorusuyla geç bir yüzleşme yaşar. Bu terapi talep edenin arzusunun istikrarını sağlayan mekanizmadır. Semptom da, bir ketlenme olarak bu şekilde tezahür edebilir. İlginç gelebilecek tarafı, bunları yaparken bir çok insanın arzusuyla bu ilişkinin hiç aklına bile gelmemesidir. Terapi talep edenin arzusuyla özne olarak kendisi arasına bir senaryo girmiştir.2 Ve bu senaryo bilinçdışı olarak kendisine yer bulur. 

Ancak insan nihayetinde bir ekonomik bir varlıktır, bir semptom bir özneyi dışsal bir nedenin müdahelesi olmaksızın senelerce “idare ettirebilir”. Senelerce gezme arzusunun önüne instagram’da sadece gidilecek yerlerin kaydını tutmayı koyabilir ya da stratejisine bağlı olarak arzusunu (başkalarının söylemiyle) imkansızlaştırabilir. Ancak bu uzlaşı vadesini olumsal olarak doldurduğunda özne kaygıya hatta ızdıraba boğulabilir. Bu bazen senelerce arzuladığı şeye nadiren de olsa şans eseri yaklaşmasıyla tanımlayamadığı biçimde bunaltıcı hissetmesinde görülür. Fakat çoğunlukla özne bir tetikleyiciyle birlikte semptomunda bir değişiklik yapma, keyif almanın bir başka şeklini aramaya koyulur. Tam da burada psikanalitik çalışma terapi talep edecek biri için kilit bir görev üstlenebilir. Ve Analitik bir psikoterapi talebi oluşturulabilir.


1 – Bu yazı için Jouissance’ı keyif gibi okumak mümkündür.

2 – Arzuya dair alan da bir senaryo, bir pencereden özneyle ilişkilenir. Bu yazı için basitleştirildi.